Avrupa ve ABD açısından Türkiye’nin bölgesel sorunları halletmeye yardım eden yakın bir ortak olarak önemi Gazze kriziyle yeniden vurgulandı. Çatışmanın kontrolden çıkmak üzere olduğu tehlikesi belirirken, Türk diplomatlar Şam’da üst düzey Hamas lideri Halid Meşal’le doğrudan görüşerek diğer diplomatların ulaşamayacakları kesimlere ulaşabileceklerini gösterdiler.
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, daha kapsamlı bir arabuluculuk çabasının parçası mahiyetinde Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Suriye’deki Arap liderlerle bizzat istişarede bulundu. Ve Tahran’la ilişkileri dikkatli biçimde geliştiren, hararetli bir Hamas destekçisi olan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’la iletişim kanallarını açık tutan da Erdoğan’dı.
27.12.2008’de F-16 uçakları ve helikopterleri ile Gazze Şeridi’ne askeri harekat başlatan İsrail, daha saldırının ilk gününde aralarında Gazze Valisi ve Gazze Polis Şefi’nin de bulunduğu 225 kişiyi katlederken, 700 kişiyi de yaraladı. Bu “Kurşun Dökme” isimli harekatta Gazze kent merkezi, Han Yunus ve Refah’taki karargâhlar, polis karakolları ve Gazze Limanı’nın da aralarında bulunduğu 100 hedef orta menzilli füzelerle de vuruldu. Hedef alınan noktaların yerleşim birimlerinin içinde bulunması ve Hamas’a ait 2 karakolun mezuniyet töreni sırasında vurulması ölü sayısının artırırken İsrail, hedef olarak Hamas’ı göstermiş ve Gazze sakinlerinin hedef seçilmediğini ileri sürmüştü.
İsrail’in bu son saldırısına ilk günlerde oldukça kayıtsız kalan ABD ve Almanya, hareketi “İsrail’in kendi güvenliği için yapılan bir harekat!” şeklinde nitelerken, BM Güvenlik Konseyi derhal silahların bırakılmasını istedi. AB, Rusya, İran, Mısır, Lübnan saldırının durdurulmasını istediler. ABD daha sonra, Hamas’a yapılan harekat esnasında sivillerin zarar görmemesi için gereken hassasiyetin gösterilmesini istedi. Papa XVI. Benedikt bile, çatışmaya son verilmesini isteyerek, tarafları Hz. İsa’nın doğum günü olan yılbaşında sükunete davet etmişti.[1] Ama İsrail ne Papa’yı ne de Hz İsa’yı dikkate almadı…
“Sermâye” modern bir terim, kapitalizme âit; bir kere daha hâtırlatalım: Herhangi bir sermâye değil, “büyük S’li” sermâye; Marx’ın “Das Kapital” i ile daha bir namlanan küresel ismi ile “Kapital”. Kapitalizmin ilk mümeyyiz vasfı kazanç hırsıdır; “Kapitalizm, kazanç özleminin belirtilerinden biridir” diyen Georges Lefébvre, sözlerine devamla “Uygarlık tarihinde, kapitalizmin özelliği, üretimi rasyonel bir düzeye ulaştırmak olmuştur” demektedir.
Doğru, ama noksan; kapitalizmin asıl mümeyyiz vasıfları bundan sonra gelir: Yoksulluk ve eşitsizlikten beslenmek, yâni sömürü (istismar) ve her şeyi paraya tahvîl etmek, yâni metâlaştırmak konusunda Deon Hickes şöyle demiştir: “Yoksullar politika vücudunun elleri ve ayaklarıdırlar... Topraklarımızı parseller, tarlalarımızı sürerler ve cadde\-lerimizi temizlerler... Hiçbir ulus yoksullar olmadan varlığını sürdüremez.” Bu gerçek daha sonra, Patrick Colquhoun tarafından, açık bir dille, kapitalizm için fakirliğin zarûrî olduğu hükmüyle resmen te’yid edilmiştir. Bu, “dâhilî sömürü” dür ve kapitalizm için şarttır; ancak yetmez: “Hâricî sömürü” de gerektir. Kapitalizm öncesinde siyâsî iktidarlar Sermâye’ye hükmederlerdi, kapitalizm ile birlikte Sermâye, siyâsî iktidarları tâyin ve onlara hükmeder olmuştur ve demokrasinin en büyük zaaflarından birisi ise tam da bu noktadadır.
İsrail’in havadan yaptığı bombardımanlar sonucunda yarıdan fazlası çocuk ve yaşlı olmak üzere 500’e yakın insan öldü. 2 binden çok insan da yaralandı. İsrail yıllardır abluka uyguladığı için bölgede ilaç, gıda ve insani barınma ihtiyacı had safhadaydı. Gazze’de bugün yaralı insanlar ameliyat edilememekte, ilaç bulamamakta, açlık, gıdasızlık ve soğuk yüzünden tam bir insanlık dramı yaşanmaktadır.
Buna rağmen İsrail, vahşeti giderek artırmaktadır. Nitekim sekiz günlük bombardımanın arkasından İsrail, Gazze’ye kara harekâtı başlatmıştır. Bu kez de denizden gemilerin, havadan da uçakların bombardımanı eşliğinde binlerce İsrail askeri karadan, gece yarısı Gazze’ye girmiştir. İsrail köşeye sıkıştırdığı bir milyondan fazla insanın sınırlı da olsa elektrik, su, enerji ve gıda ihtiyacını karşılayan sınırlı sayıdaki yerleri de bombardıman ederek yerle bir etmiştir. İsrail cami, ambulans, çocuk ve kadın ayrımı yapmadan hiçbir ahlaki ve insani kural gözetmeden vurmaktadır. Tablo budur.
2009 YILI İÇİN TÜRKİYE'NİN DIŞ POLİTİKA HEDEFLERİ VE STRATEJİLERİ
Yrd.Doç.Dr. Gamze Güngörmüş Kona
Türkiye için hem önem hem de tehlike arz eden bölgelerden ve bu bölgelerde yer alan bazı kritik nitelikteki devletlerden Türkiye’nin ulusal güvenliğine gelebilecek tehditlerin sönümlenebilmesi ve yine bu bölgelerde bazı devletlerin Türkiye ile dost ve müttefik olmasının sağlanması için dış politikada belirli bir plan, program ve strateji çerçevesinde hareket edilmelidir. 2009 yılı için tespit ettiğim dış politika hedefleri şu şekildedir :
1. Orta Asya Bölgesi ve Orta Asya Devletleri İçin Tespit Edilmiş Olan Dış Politika Hedefleri :
Orta Asya cumhuriyetleriyle kültür, tarih, din ve dil bağları bulunan Türkiye, bağımsızlığın hemen başında hem kendisi hem de Batı tarafından, laik devlet, çoğulcu demokrasi ve serbest pazar ekonomisiyle bu cumhuriyetler için siyasal ve ekonomik bir model olarak sunulmuştur. Batıdaki olumlu görüntüsü ve kendi konumundan aldığı cesaretle Türk yetkililerinin, ilişkilerin ilk iki yılında bölgeden beklentileri büyüktü ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan bir Türk Dünyası kurmaktan ve bir Türk Ortak Pazarı yaratmaktan söz ediyorlardı.