Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
 


Millet Haber


 
Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
















Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
 
TDK ÜYESİ AYDINLAR OCAĞI BAŞKANI ERKAL: ÜNİTER YAPIYI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORLAR

Türk Dayanışma Konseyi Üyesi Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, sözde açılımı Yeniçağ’a değerlendirdi: İnsanları birbirine ötekileştirip çatışmaya zemin hazırlamak ’açılım’ değildir. Türkiye etnik bir saldırıyla karşı karşıya ve üniter yapı hedef alınıyor.

Önce özerklik sonra Kürdistan!..

Sözde açılımı değerlendiren Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, “Türkiye’de açık olarak ayrı millet, ayrı egemenlik, önce özerklik sonra da Kuzey Kürdistan arayışı vardır” dedi.

Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erkal, ABD Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ve bazı Ortadoğu ülkelerini ziyaretinin ardından önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ortaya atılan ve daha sonra Hükümetin, çalışmalarını başlattığı sözde ’açılım’ı Yeniçağ’a değerlendirdi. Prof. Erkal, “İnsanları birbirine ötekileştirmek, farklılıkları kutsallaştırarak kamplaşmalara ve çatışmalara zemin hazırlamak demokratik açılım değildir” dedi. Hiç bir ciddi devlette böyle bir deneme olmadığını iddia eden Erkal, aynı şeylerin Osmanlı’nın son dönemlerinde de yaşandığını hatırlatarak, “ Kültürel haklar, özellikle bazı uyum yasalarının kabulüyle birlikte artık çoktan geride kalmıştır. Türkiye’de açık olarak ayrı millet, ayrı egemenlik, önce özerklik sonra Kuzey Kürdistan arayışı vardır. Oysa, devlet de, egemenlik de paylaşılamaz. Devlete ortak aranmaz.” dedi.

‘Açılım’ diye yutturuluyor

Erkal, “Türkiye, etnik bir saldırı ile karşı karşıyadır” uyarısında bulunarak şöyle konuştu: “İki kutuplu dengenin dağılmasıyla birlikte, tek patronlu dünyaya geçişle yeni bir düzen oluştu. Küresel gücün etkinliği arttı. Sınırlar üzerinde oynamaya, ülkelerin içişlerine etnik guruplar kullanılarak müdahale edilmeye imkan sağlandı. Bu, Türkiye’ye de yansıdı. 18. Yüzyılın sonlarından itibaren, bugüne kadar olanları gözden geçirdiğiniz takdirde tarihin tekerrür ettiği görülmektedir. Dün hedef Osmanlı’nın küçültülmesi idi, bugün hedef, Türkiye Cumhuriyeti’nin küçültülmesi, milli devlet ve üniter yapının değiştirilmesidir. Bu ’demokratikleşme’ ve ’açılım’ diye yutturulmaktadır. Demokratik kılıflı bir ihanet vardır.”

Türkiye Cumhuriyeti Anadolu toprakları üzerinden parçalanmak isteniyor

Dün Osmanlı’nın Rumeli üzerinden parçalandığını kaydeden Erkal, “Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Anadolu toprakları üzerinden aynı sonuca yönlendirilmek istenmektedir. Şartlar değişti, artık soğuk harp dönemleri yaşanmıyor. Ama önemli olan Türkiye’yi yönetenlerin bu konulardaki niyeti ve hassasiyetidir. Tecrübe ve bilgi eksikliği kendisini açıkça göstermektedir. Niyet konusu da soru işaretleri ile doludur. Tarihi olarak baktığımızda birçok benzerlikler görülmektedir” şeklinde konuştu. İngiliz politikası değişti Erkal, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Yine dün süper güç olan İngiltere’nin Rusya ile siyasi güç mücadelesi Osmanlı topraklarında da olmuştur. İngilizler, bir dönem Rusya’nın Güney’e sarkmaması için Osmanlı’nın bütünlüğünü savunmuştur. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan (93 Harbi) sonra politika değişmiştir. Osmanlıyı hırpalayıcı hedefler belirlenmiştir. Rumeli halledildikten sonra sıra Anadolu’ya geldi. Rumeli’nin kaybedilmesinde Tanzimat hareketinin de önemli bir rolü vardır. 1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması’nda Osmanlı, Hıristiyan nüfusun koruyucusu yapıldı. Müslüman-Hıristiyan ayrımı yetmedi. Müslüman azınlık yaratma gayretleri çok eski tarihlere dayanmaktadır.

Diyarbakır’a papaz

Bu konuda bugün bazılarının yaptığı gibi Vatikan, Kürtçülük konusunda bir papazını Anadolu’ya göndermiştir. 18 yıl Diyarbakır’da kalan bu papaz, bir sözlük hazırlamıştır. ABD ise Protestan misyonerleri Anadolu’ya yollamıştır. (Bu konuda değerli araştırmacı ve fikir adamı Bilâl Şimşir’in ” Kürtçülük I ve II “ isimli eserine bakılabilir.) Bugün de farklı değildir. Bugün ABD’nin büyükelçi unvanlı ajanı James Jeffrey, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) Amerika’da bir temsilciliğinin açılacağını müjdelemektedir. Protestan misyonerler, ’Osmanlı’yı bir ’günah imparatorluğu’olarak görmüşler ve bunu yıkmayı bir görev olarak bellemişlerdir. Kısaca gezginler, misyonerler, papazlar 18. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlıyı hedef almışlar ve Kürtçüleri ve Ermenileri kullanmışlardır. Hatta İngilizler, Kürdistan Başkonsolosu olarak birini atamaları karşısında Ermenistan, Kürdistan olamaz diye Ermeni Patriği başta olmak üzere Ermenilerin itirazları olmuştur.

Asla affetmediler

Bazı Kürtleri kullananlar, onları Müslüman oldukları için asla affetmemişlerdir. Her ne kadar Sevr’de de bir Kürdistan ve Ermenistan gündeme gelse de Kürdistan’ı Ermenistan’ın özerk bir bölgesi olarak gördüler. Tanzimat Fermanı’ndan sonra bölücü ve yıkıcı hareketler daha da güç kazandı. Anadolu’yu İncil toprağı olarak görenler Ermenileri ve bazı Kürtleri dün Osmanlı’ya karşı kullandılar, bugün de Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kullanmaktadırlar. Ancak burada bir genelleme yapılamaz. Kurmançça ve Zazaca konuşan herkes örgüt üyesi olarak görülemez. Milli Mücadele’de de görüldüğü gibi İngiliz lirasına satılmayan, vatanına ihanet etmeyen yüzlerce Kürt eşrafı ve aydını telgraflarla Ankara Hükümeti’ne başvurmuşlardır.

Kürtlere İngiliz-Fransız mandası

İngilizler ve Damat Ferit Hükümeti tarafından hazırlanan kara listeler, insan avı ve Malta sürgünlerinde sorgusuz-sualsiz, yargısız infazla karşı karşıya kalan insanları gördükçe bugün bazı davalar akla gelmektedir. Doğu bölgesine atamaların, işbirlikçi ve Milli Mücadele’nin karşıtı Damat Ferit ve İngiliz ittifakı ile yapıldığı bilinmektedir. İngiltere Dışişleri bakanı Lord Curzon, Kürtleri İngiliz ve Fransız mandasına sokarak Türkler’den ayırmak istemiştir. Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile getirilen valilerin yetkilerinin sınırlandırılması, mahalli yönetimler yasa tasarıları gibi özerkliğe yol açıcı örnekler dün olduğu gibi bugün de görülmektedir.”

Sözde açılımı, muhabirimiz Salim Yavaşoğlu’na değerlendiren Aydınlar Ocağı Başkanı Mustafa Erkal, “İnsanları birbirine ötekileştirmek, farklılıkları kutsallaştırarak kamplaşmalara ve çatışmalara zemin hazırlamak, demokratik açılım değildir” dedi.

ABD ve Batı için güzel bir fırsat

Sözde açılım için “Bu fırsatın kaçırılmaması gerekir” diyenlerin olduğunun hatırlatılması üzerine Erkal, şöyle dedi: “Bu fırsatlar, ABD ve Batı için güzel fırsatlar. Dün olduğu gibi bugün de emperyalizme karşı milli direncin zayıflatılmasıdır. Ülkenin siyasi, kültürel, ekonomik kaynaklarının daha fazla ve kolaylıkla peşkeş çekilmesidir. Açılım öncesinde kamuoyu hazırlanmaya, tepkiler azaltılmaya çalışılıyor. Tepki gösterecekler devre dışı bırakılıyor. PKK ve DTP’nin talepleri belli. Özerklik, Türkiye vatandaşlığı, Anayasa’nın temel maddelerinin değiştirilmesi, Türkçe dışındaki dillerin de devlet dili kabul edilmesi ve eğitim-öğretim gibi.”

Kürt sorunu söylemi cehaletin daniskasıdır

Açılım, terör örgütüne, bölücü mihraklara ve terör örgütünün

siyasi kanadı olan DTP’ye hizmet eden anlayışın bir ürünüdür

“İngilizlerin, işbirlikçi ve ihanet içindeki İstanbul hükümeti ile birlikte bazı Kürtleri kullanarak Milli Mücadele’yi engellemeye çalıştıklarını belirten Erkal, şunları söyledi: “Aslında Milli Mücadele izinle yapılmış bir kavimler ittifakı değildir. İki-üç ayrı millet ve devlet kurmak için yapılmamıştır. Temelinde etnik bir uzlaşma yoktur. İşgalci Batı Emperyalizmi’ne karşı vatanına bağlı, manda fikrini reddeden, herkes tarafından desteklenen milli bir harekettir. Batı Emperyalizmi’ne karşı olan Rusya, o dönem göstermelik bazı desteklerde bulunmuşsa da, Sevr’in imzalandığı gün Ermenilere toprak verilmesi amacıyla Ermenilerle anlaşma imzalamıştır. Böylece bolşevik Rusya ile emperyalist İngiltere arasında bir fark olmadığı ortaya çıkmıştır.

Dün Osmanlı’ya

bugün Türkiye’ye

Dün olanlarla bugün yapılmak istenenler birbirinin aynısıdır. Dün Osmanlı’ya ’Reform yap. Seni Avrupalı sayacağız, Batılı sayacağız’ diye telkinde bulunanlar, bugün AB üyeliği için önümüze olmadık teklifler getirmektedirler. Türkiye’de Müslüman azınlık yaratma projesi bugün de sürmektedir. Dini azınlıklara ne kadar hak verirseniz veriniz, onların savunucusu gene de Batı olmaktadır. Türkiye’de sorun Kürt sorunu değildir. Kürt sorunu, Kürtçülük sorunu, Güneydoğu sorunu ismi ne olursa olsun hepsi aynıdır demek, cehaletin alâsıdır. Kürt sorunu bir genellemedir. Türkiye’deki bütün Kürtlerin devleti ile sorunlu olduğunu ifade eder. Bu da yanlıştır. O gün nasıl yüzlerce Kürt eşrafı ve aydını TBMM’ye, Başkanı olan Atatürk’e telgraf gönderip, bağlılık bildirdiyse bugün de aynısı söz konusudur. Araştırmalardan da aksi çıkmıyor.

Başbakan yanlış yaptı

Kürt sorunu ifadesi, son derece yanlış, terör örgütüne, bölücü mihraklara ve terör örgütünün siyasi kanadı olan DTP’ye hizmet eden anlayışın bir ürünüdür. Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ının bu yanlışı yapmaması lazımdı. Yine bugüne kadar Kürt asıllı vatandaşlar üzerinde yaklaşık 25 yıldır birçok araştırma yapılmıştır. Değişik kuruluşlarca yapılan bu araştırmaların hiç birinde birinci önemli sorun olarak ayrı bir kimlik sorunu, bölücü istek ve talepler yer almamışlardır. Bunların önemli bir bölümünde, işsizlik, istihdam sorunu, ekonomik yatırımlar önemli yer almıştır. Hiç birinde PKK’nın, DTP’nin ve ülkesiyle başkaları adına kavgalı bazı sözde aydınların istekleri yer almamıştır.”

Dış kaynaklı açılım, çözüm olmaz

Mustafa Erkal, AKP’yi sağ liberal çizgiden Mehmet Akif’in milliyetçi ve muhafazakar çizgisine davet edip, etnik taassup ve ırkçılıktan uzaklaşılmasını istedi. Erkal, dış kaynaklı açılımların çözüm olmayacağını belirterek şunları önerdi:

* Çözüm; hukuk devletinde ve yasaları işletmektedir.

* Çözüm, devlete dünün isyancıları gibi başkaldıran belediye başkanlarını görevden alabilmektedir. Ciddi devlet adamlığındadır.

* Ferdi hak ve özgürlükleri kollektif hakka dönüştürmemeli. Anayasa’nın 10. Maddesi’ndeki ’eşitlik’hükmüne rağmen ’imtiyazlı sosyal grup’yaratılmamalı,

pozitif ayrımcılık yapılmamalıdır.

* Terör örgütü ve onun siyasi kolu olan partinin amacı ne daha fazla demokrasidir ne de bölge kalkınmasıdır. Bu çelişkiyi görelim. Asıl durması gereken operasyonlar devletin ve milletin borçlandırılarak ipotek altına alınmasıdır. Sıcak para giriş ve çıkışıdır. Cari açıktır. Üretme, ithal et anlayışıdır. İstihdam yaratmamaktır.

* Çözüm, Irak’ın Kuzey’indedir. Orada sorunu çözemeyenler sorunu Türkiye’ye ithal etmişlerdir.

* Çözüm, etnik taassup ve ırkçılıktan uzaklaşmaktadır.

* Çözüm, Kurmançça ve Zazaca konuşanları yanlış değerlendirmemektir.

* Çözüm, Misak-ı Milli kullanılarak Musul ikramı karşısında Yeni Osmanlıcılık tezgâhına düşmemektir.

Erkal, şöyle devam etti: “Biz Çin’de, Batı işgali altındaki Kosova ve Bosna’da Türklere ve Müslümanlara açılım bekliyoruz. Eğer açılım sözkonusu ise ABD, Almanya, Rusya, Irak, Yunanistan, Bulgaristan Türk açılımıyla Türkiye’ye örnek olmalıdır. Damat Ferit’lere, Sait Molla’lara, Ali Kemal’lere özenmek yerine Fatih’lere, Alparslan’lara, Mustafa Kemal’lere özenelim. Türk’e düşman olarak İslam’a dost olunamayacağını tarihten öğrenelim. Açılım adı altında Türkiye’yi açmaya ve çözmeye çalışanların, sonu belli bir kumar oynadıklarını hatırlatırız.

Bölücü taleplere karşı çıkmak demokrasi karşıtlığı gibi görülüyor

“Türkiye’de açık olarak ayrı millet, ayrı egemenlik, önce özerklik sonra Kuzey Kürdistan arayışı vardır” diyen Mustafa Erkal, şöyle dedi: “Kültürel haklar, özellikle bazı uyum yasalarının kabulüyle birlikte artık çoktan geride kalmıştır. TÜSİAD’ın Meclis’teki PKK çizgisindeki bir siyasi partiyle görüşmesi yanlış bir harekettir. İngiltere’de, İspanya’da TÜSİAD benzeri bir kuruluş aynı görüşmeyi yapabilir mi? Ama maalesef, Türkiye’de terör örgütünün taleplerine karşı çıkmak adeta demokrasiye karşı çıkmak zannedilmektedir. Terör daha fazla demokrasi ile çözülemez. Bir yanlış da ’Silah bırakın, talepleri kabul edelim’yaklaşımıdır. Hedef Türkiye’nin toprak bütünlüğü, milli devlet ve üniter yapısı ise; bunun silahlı veya silahsız saldırıya uğraması neyi değiştirir ki?

Erdoğan’ın ifadesi çelişkili

Erkal, şöyle devam etti: “Operasyonlar durmalı diyenler, terör örgütüne ’terör örgütü’diyememekte ve destek olmaktalar. Tek başına operasyonlar tabii ki çözüm değildir ama teröre karşı operasyonsuz çözüm yoktur. Bu anlamıyla muhaffazakar olmayan sağ liberal iktidar terörle mücadele edemez. Terörle mücadelede kararlılık gösteremez. Türkiye 2. Tanzimat dönemini yaşamaktadır. 1. Tanzimat’ın sonuçları da ortadadır. Teröristbaşı, PKK ve DTP kendi kendini aynı çizgide ilan ederken; Başbakan’ın ’Bunları aynı kefeye koymuyorum” ifadesi bir çelişkidir.

Mustafa Kemal’in

en önemli mirası

tasfiye ediliyor

Dünyada yükselen değerler ve gerçekler Türkiye’de aşağılanmaktadır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İspanya’da terör örgütünün siyasi kolu Batasuna Partisi’nin kapatılmasını doğru bularak teröre özgürlük ve demokratik haklar tanınamayacağını ilan ederken; Türkiye’de tersi yapılmakta ve bu işe iktidar önayak olmaktadır. İspanya’da birçok kültürel hak tanınmasına rağmen; terör bitti mi? Bütün bunları görünce; Guardian isimli bir İngiliz Gazetesi’nin ’Mustafa Kemal’in en önemli mirası tasfiye ediliyor’sözüne hak vermemek mümkün değildir. İnsanları birbirine ötekileştirmek, farklılıkları kutsallaştırarak kamplaşmalara ve çatışmalara zemin hazırlamak demokratik açılım değildir. Hiç bir ciddi devlette böyle bir deneme yoktur.” 11.8.2009 Yeniçağ

 
 
Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
 

 
Mitra Global CMS Mitra Global CMS Mitra Global CMS
123